|
Baş Editör: Prof. Dr. Şule Oktay sule.oktay@kappa-crt.com.tr |
Teknik Editör: Prof. Dr. Zafer Güney zguney@gazi.edu.tr |
Bilimsel Editör: Doç. Dr. Ahmet Akıcı ahakici@yahoo.com |
İdari Editör: Uzm. Dr. Ümit Uğurlu umitugurlu@gmail.com |
KLİNİK İLAÇ ARAŞTIRMALARINDA DESTEKLEYİCİ GÖZÜ İLE YOKLAMA/ AUDIT
Dr. Emel TETİK
Bilindiği gibi ilaçta Araştırma Geliştirme (AR-GE) uygulamaları; ilaç
moleküllerinin keşfinden başlar, çeşitli deney hayvanları üzerindeki etkililik
ve güvenlilik araştırmaları (pre-klinik) ile devam eder ve nihayet insanlar
üzerindeki klinik çalışmaları (Faz I-IV) ile sona erdirilir.
Ancak ileri bilgi düzeyinde olan ve ileri teknolojileri
kullanabilen kliniklerde gerçekleştirilebilen bu çalışmaların değişik ülkelerde
yapılmasının nedeni; farklı insan grupları tedaviye farklı yanıtlar
verebildiğinden, ilacın veya tedavi yönteminin değişik insan gruplarında test
edilmesinin önemli olmasıdır. Bu amaçla klinik araştırmalara farklı yaş, cins ve
ırklarda insanların katılımları arzu edilir. Klinik araştırmalara her katılmak
isteyen hasta alınmaz. Ancak önceden belirlenmiş kurallara uygun nitelikteki
gönüllüler çalışmaya kabul edilebilirler. Çalışmaya katılan her gönüllü çalışma
kuralları hakkında bilgilendirilerek, mutlaka imzalı onayı alınır. Gönüllünün
attığı imza, çalışmadan ayrılamayacağı anlamına gelmez, istediği an neden
göstererek veya göstermeksizin çalışmadan ayrılabilir.
2009 yıl sonu itibarı ile tüm dünyada toplam 83.000 Klinik
Araştırma, 170 ülkede sürmektedir. Hasta alımı devam eden klinik
çalışmaların hangi merkezlerde yürütülmekte olduğunu merak edenler ABD Ulusal
Sağlık Enstitüsü’nün tüm çalışmalara ait özel bilgileri kamuoyu ile paylaştığı
web sitesinde (www.clinicaltrials.gov) bulabilirler. Klinik
araştırmaların %90’ı ABD, AB ülkeleri ve Japonya gibi gelişmiş bilimsel
araştırma geleneği ve alt yapısı olan ülkelerde yürütülmektedir. Tüm dünyada bu
çalışmalar uluslararası yasa, yönetmelik ve klavuzlar doğrultusunda ve şeffaf
olarak gerçekleştirilir. Ancak, sözkonusu yüksek bilimsel standartları
sağlayabilen diğer ülkeler bu çalışmalara katılabilmektedirler.
Yeni bilimsel buluşlar sayesinde pek çok klinik durum ve hastalığın özellikleri
daha iyi anlaşılır hale gelmektedir. Buna paralel olarak ilaç endüstrisi yeni
ilaçlar geliştirmeye aralıksız devam etmektedir. Geliştirilmekte olan ilaçlar
sırası ile en çok AIDS, kanser, kalp hastalığı ve inme, Alzheimer, diyabet ve
çocuklardaki spesifik hastalıklarda kullanılması hedeflenmektedir. Yeni ilaç
adayları daha çok tedavi alanındaki alternatiflerin kısıtlı olduğu veya daha
etkili ve güvenli ilaçlara ihtiyaç duyulan tıbbi gereksinimlere yönelik olarak
ve insanlığın yaşam kalitesini artırmak üzere geliştirilmektedir.
Yeni ilaç geliştirilen alanların daha çok kronik hastalıklar ile ilgili olması,
klinik çalışmalarda uygulanan tıbbi prosedürlerin ve gereken hasta sayısının
artması ve düzenlemelerin çoğalması nedeni ile yeni ilaç geliştirilmesi için
gereken süreler de uzamaktadır. Bu süreç tüm bunlara bağlı olarak her geçen gün
daha komplike, daha riskli ve daha maliyetli hale gelmektedir. Dünyadaki diğer
endüstrilerle kıyaslandığında temel AR-GE en yüksek kaynak ayıran ve yatırım
yapan sektör, ilaç endüstrisidir. Yeni bir ilacın geliştirme maliyeti de
artmaktadır ve bugün 1.3 milyar dolar civarındadır.
Dünya’da İlaç AR-GE’si için en fazla bütçe ayıran ülkelerin başında ABD
gelmektedir. Avrupa ve Japonya’nın da AR-GE harcamaları yıllar içinde kademeli
biçimde artmaktadır. Araştırılan 5.000-10.000 molekülden ancak bir tanesi ruhsat
onayı alabilmektedir ve toplam AR-GE süreci 12- 15 yıl sürebilmektedir. 2009
yılı itibarı ile Dünyadaki yıllık toplam ilaç AR-GE yatırımının 90 Milyar Doları
aştığı rapor edilmektedir.
Bu zorluklara rağmen ABD’nde “Food and Drug Administration (FDA)” tarafından
1994 ile 2003 yılları arasında her yıl ortalama 30 civarında yeni ilaç FDA onayı
almıştır. 1981 ile 1990 yılları arasında onaylanan 196 yeni kimyasal molekülün
%92’si ilaç sektörü tarafından geliştirilmiştir. İlaç firmalarının AR-GE gibi
uzun zaman gerektiren, riskli ve maliyeti yüksek alana yatırım yaparken; aynı
zamanda dünyanın her yerine uymaları zorunlu bir dizi yasal düzenlemeye göre
hareket etmeleri de gerekmektedir.
Klinik araştırmalarda destekleyicinin temel sorumlulukları başlıca şu ana
başlıklar altında ele alınabilir:
• Araştırma dokümanları,
• Araştırma ürünü,
• Araştırma merkezleri ve araştırmanın başlatılması,
• Araştırmanın izlenmesi (monitorizasyon),
• Advers olay bildirimi,
• Araştırma verileri ve kayıtlar,
• Biyoistatistik ve araştırma raporu,
• Sözleşmeli araştırma kuruluşları (SAK) ile ilişkiler,
• Mali sorumluluk,
• Kalite güvencesi
İlaç endüstrisi, ilaç geliştirmek
için klinik araştırmalar yapmak zorundadır. Değişik fazlarda yapılan bu klinik
araştırmaların kaliteli ve güvenli olmasını garanti altına almak için; yıllar
içinde geliştirilen ve güncellenen ayrıntılı düzenlemeler mevcuttur. İlaç
araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin Ulusal ve Uluslararası düzenlemeler
çerçevesinde sürdürülmesi destekleyicinin sorumluluğundadır. Bu nedenle
araştırmanın araştırıcı tarafından nasıl yürütüldüğünü yakından izlenmelidir.
Çalışma sürerken çalışma verileri
üzerinde izleme yaparak (monitorizasyon) ve tüm verilerin doğru, kaliteli
olarak saklandığını yoklama yani audit yaparak güvenilirliklerinden emin
olmalıdır.
Sponsorun Kalite ile ilgili Sorumlulukları:
|
Veriler ve kayıtlar
|
|
İzlem (monitorizasyon)
|
|
Kalite güvencesi (QA) ve Yoklama
|
Klinik Araştırmanın
İzlenmesi:
Araştırmalar, uygun şekilde yetiştirilmiş ve nitelikli Klinik
Araştırma Uzmanları tarafından izlenir. Olası bilimsel suistimal de dahil olmak
üzere, klinik araştırma uzmanlarının, araştırmanın ilerlemesini rapor etmeleri
için destekleyicinin prosedürleri bulunmalıdır.
Klinik Araştırma Uzmanları, klinik araştırma protokolüne bağlılık,
uygun araştırma katılımcılarını çalışmaya kaydetme ve klinik araştırma
verilerini doğru ve tam olarak raporlama dahil olmak üzere (ancak bununla
sınırlı olmaksızın) iyi klinik uygulamalarla uyumlu biçimde çalışmalıdır.
Kalite Teminatı ve
Yoklama- Audit:
Araştırmaların İyi Klinik Uygulamaları’na (GCP) uygun şekilde
yürütülmesi ve verinin doğru şekilde sağlanması, belgelenmesi ve rapor edilmesi
ve bütün gerekliliklere uygun olması için prosedürler izlenir.
Yıllardır GCP ile ilgili tüm düzenlemeler klinik çalışmaların
çalışma deneklerinin haklarının, güvenliliğinin ve iyilik halinin güvence
altında olacağı koşullarda yapılmasının önemini vurgulamaktadır. GCP ile
uyumluluğu sağlamak için, destekleyici şirketler kalite güvencesi programının
bir parçası olarak çalışmaları izlemeli ve yoklamalıdır.
Bir yoklamanın, rutin izleme veya kalite kontrol fonksiyonlarından
bağımsız (ve ayrı) olması ilkesi, organizasyonların GCP ile uyumlu klinik
çalışmalar yapıp yapmadıklarını belirlemenin temelidir. Araştırıcının çalıştığı
merkezde denetimler genellikle temel belgelerin, işlemlerin, tesislerin,
laboratuvarların ve eczanelerin incelenmesini içermektedir. Audit tarafından
eksiklerin ve uyumsuzlukların bulunması o çalışma için düzeltmelerin
yapılmasıyla sonuçlanması beklenir. Audit ziyaretleri ile başka çalışmalarda
bulunmuş olan eksiklerden ders çıkarılacağı ve sistematik sorunların çözüme
kavuşturulmasının, gelecekteki çalışmalarda sorunların yinelenmesini önleyeceği
de varsayılmaktadır.
Son yıllarda GCP’ye uyumda anlamlı ilerlemeler kaydedilmiş olmasına
rağmen, yapılan yayınlarda ve toplantılarda araştırıcıların merkezlerinde
yapılan yoklamalar sırasında aynı sorunların ve GCP noksanlıklarının tekrar
görüldüğüne ilişkin kanıtlar artmaktadır
Bu yazımda tipik denetim bulgularının bir derlemesini hazırladım. Aşağıda GCP
uyumsuzluğu ile ilgili en çok rastlanan örnekler sunulmuştur:
1. Hastalar için
bilgilendirilmiş gönüllü olur prosedürü
Olur işleminin ICH/GCP ve Helsinki Deklarasyonu’na uygun olarak
yürütülmesi araştırıcının sorumluluğundadır. Ancak auditlerde bu çerçeveye
uymayan formlar kullanılmakta olduğu anlaşılmaktadır.
2. Hasta notları/hastane kaynak kayıtları
Hastaların hastane notlarıyla ilgili olarak kaynak kayıtlarında
tutarsız tarihler, yetersiz hasta kimliği bilgileri, hastaların çalışmaya alınma
kayıtları ve mevcut olmayan kaynak kayıtlar gibi noksanlıklar sık görülmektedir.
Araştırıcı çalışmayla ilişkili bütün verilerin kesinliğini ve tam olmasını
sağlamaktan sorumludur. Destekleyicinin klinik araştırma uzmanı bu gibi
kayıtların varlığının ve kesinliğinin teyit edilmesinden sorumludur.
3. Araştırma ürünleri
Muhasebe işlemlerinde ve araştırma ürünlerinin belgelenmesinde
araştırıcının merkezinde noksanlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu noksanlıklar
yetersiz nakil ve/veya gönderi bilgileri, muhasebe eksikliği ve dağıtım
kayıtlarının eksikliğinden çalışma sonundaki mutabakata kadar uzanmaktadır.
Araştırma ürününün muhasebesini kontrol eden ve sonra araştırıcının imzalaması
için kayıtları tamamlayan tek kişinin klinik araştırma uzmanı olması bu
prosedürlerin yanlışlığına örnek gösterilebilir.
Bu konuların tümü GCP Kılavuzlarında sorumluluklar bölümünde açıkça tanımlanmış
olup destekleyici tedarik ve nakliyeden, araştırıcı teslim alma, depolama ve
muhasebeden, klinik araştırma uzmanları da depolama şartlarının uygunluğunun ve
kayıtların kesinliğinin kontrol edilmesinden sorumludurlar.
Araştırma ürünlerinin muamelesi ve saklanması ile ilgili belgelerin
araştırıcı/kurum tarafından tamamlanması için yazılı prosedürler bulunmalıdır.
GCP’ye göre bu prosedürler güvenli uygulama, saklama ve dağıtım işlemlerini,
şartların yeterliliğini ve kullanılmamış ürünlerin hastalardan teslim alınmasını
ve destekleyiciye iadesini içermelidir.
4. Advers olaylar
Sorumlulukların araştırıcı tarafından devredilmesinden ötürü advers
olaylar tıp mensubu olmayan kişiler tarafından incelenebilmekte,
değerlendirilebilmekte ve belgelenebilmektedir.
Advers olayların meydana gelişinin değerlendirilmesinin ve belgelenmesinin
araştırıcının sorumluluğunda olduğu açıktır. Çalışmanın klinik araştırma uzmanı
advers olayların gözlemlenmesi ve belgelenmesine ilişkin sorumlulukların
devredilmesini sürekli olarak gözlemlemeli ve değerlendirmelidir. Klinik
araştırma uzmanı, bu sorumlulukların araştırıcı tarafından devredilmesinden,
gerek bu devirin hacmi/düzeyi gerekse devredilen kişilerin nitelikleri açısından
tatmin olmalıdır.
5. Klinik araştırma sözleşmeli hizmetlerinin yetersiz belgelenmesi
ICH/GCP Kılavuzu ile uyumlu olarak, bir alt sözleşme ile başka bir
organizasyona devredilen klinik araştırma görevleri ve fonksiyonları yazılı
olarak belirtilmelidir. Genellikle buna uyulmaması, kimin neyi yaptığının teyit
edilememesiyle sonuçlanmaktadır.
Her ne kadar birçok grup bu gibi belgelerin üretilmesinden sorumlu ise de görev
ve fonksiyonların devri ve sözleşmeli hizmetlerin uygun şekilde kaydedilmesinin
sağlanmasının genel sorumluluğu klinik araştırma uzmanına aittir.
6. Destekleyici ve araştırıcı arasındaki iletişim eksikliği
Denetim bulguları ve araştırıcıya yapılacak önerilerin iletimi
araştırıcının merkezine yeterli biçimde yapılmamaktadır.
7. Araştırıcı Broşürünün tarihinin geçmesi
Tarihi geçmiş bir Araştırıcı Broşürü (IB) potansiyel olarak ciddi
bir sorundur. GCP ruhsat alınmamış araştırma ürünleri için IB’nin, temel
güvenlilik, farmakolojik ve formüler verileri yakalaması için en az yılda bir
defa gözden geçirilmesini öngörmektedir.
Etik Komiteye tarihi geçmiş bir ürün bilgisi gönderilmesi
durumunda, bir çalışma başlatmak isteyen destekleyici, baş araştırıcının
aktivitelerini ciddi biçimde olumsuz etkileyebilir ve çalışmanın başlama
tarihinin gecikmesine neden olabilir. Bu gibi koşullar altında, özellikle ürünün
güncel güvenlilik kayıtları temin edilene kadar EK’nin çalışmanın onaylanmasını
ertelemekten başka seçeneği olmayacaktır.
8. Devredilen sorumluluklar
Araştırıcının merkezinde sorumlulukların devredilmesi işleminin
genellikle uygun şekilde gerçekleştirilmemesi, kimin neyi yaptığının açık
şekilde anlaşılmamasına neden olmaktadır.
GCP Kılavuzu ile uyumlu olarak araştırıcı, devredilen bütün sorumlulukları
belirterek kayıtlarının tutulmasından sorumludur. Klinik araştırma uzmanı yine
devir işleminin belgelenmesinin yeterli ve doğru olmasından ve iş devredilmeden
önce bunların tamamlanmış olmasından sorumludur.
9. Yerel laboratuarla ilgili noksanlıklar
Denetimler sırasında sıklıkla tarihi geçmiş akreditasyon
sertifikaları ve normal değer aralıkları bulunmaktadır.
Laboratuvarın standart operasyon prosedürlerinin (SOP), eğitim ve kalifikasyon
belgelerinin, ekipman standardizasyonun, örnek identifikasyon sistemlerinin ve
kalite kontrolünün mevcut olmayışı standartın altındaki durumlardır ve klinik
araştırma çalışmaları için yeterli değildir.
GCP’ye göre klinik araştırma uzmanı araştırma laboratuarı kaynaklarının
yeterliğinin teyit edilmesinden sorumludur.
10. Ölçüm/ekipman laboratuvar kaynakları
Kabul edilmesi mümkün olmayan bulgular aşağıdakileri içermektedir:
Denetleme yolu olmayan ve kaydedilen verilerin kanıt bırakmadan
değiştirilebildiği ve üreticinin kalite doğrulaması bulunmayan, şifre koruması
olmayan ölçüm ekipmanının kullanımı (örn. akciğer fonksiyonu spirometreleri) ICH/GCP
Kılavuzu’nun bölüm 5.3.3’üne aykırıdır.
Her ne kadar araştırıcı çalışmanın GCP’ye uygun şekilde yapılmasını
sağlamaktan sorumlu ise de klinik araştırma uzmanı araştırıcının laboratuvar
kaynaklarının yeterliğinin teyit edilmesinden sorumludur. GCP ve diğer ilgili
yönetmelik ve kılavuzlar ile uyumun derecesinin belirlenmesi için, çalışmaya
başlamadan önce araştırıcının bütün tesis ve şartlarının iyice değerlendirilmesi
önerilmektedir.
Bu, proje yöneticisi ve/veya klinik araştırma uzmanı tarafından
gerçekleştirilmelidir.
11. Çalışma kapanış prosedüründeki noksanlıklar
Çalışma sırasında belge yönetimindeki yetersizlikler bazen nihai
kapanış vizitinde klinik araştırma uzmanı tarafından düzeltilmemektedir. Bu
durum, bunun klinik araştırma uzmanın temel sorumluluklarından biri olduğunu
belirten ICH/GCP’ye de açıkça aykırıdır.
12. SOP düzensizlikleri
ICH/GCP Kılavuzu’na aykırı olarak, yazılı prosedürlere ve SOP’lere
uyum eksikliği sık rastlanan denetim bulgularıdır. Kılavuza göre, destekleyici
organizasyon içinde bu noksanlıktan sorumlu olan merci proje yöneticisi ve/veya
kalite güvencesi (QA) yöneticisidir.
13. Araştırıcının merkezinde kayıtların güvenli ve emniyetli biçimde
saklanması
Araştırıcının merkezinde arşivlemeyle ilgili düzenlemeler sıklıkla
unutulmaktadır. Bu da doldurulmuş olgu rapor formlarının ve temel çalışma
belgelerinin uygun olmayan şekilde saklanması sonucunda nerede olduklarının
bilinmemesine veya güvensiz ve korunmasız yerlerde saklanmalarına yol
açmaktadır.
Kayıtların uygun şekilde saklanması araştırıcının sorumluluğundadır ama klinik
araştırma uzmanının bu sorunu fark ederek önlem alması gerekmektedir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım bütün GCP noksanlıkları yakın zamanda
yapılan yoklamalarda bildirilmiştir. Auditler, kendi başlarına, kalite veya
idari uyumda bir ilerleme sağlamamaktadır. Audit, kalite prosedürlerinin ve GCP
düzeltmelerinin – yalnızca denetlenen çalışmaya değil bütün çalışmalara nasıl
uygulanacağının daha iyi anlaşılmasını sağlayacak rutin prosedürler içeren bir
QA programının parçası olarak yürütülmelidir. Klinik araştırmayla ilgili olan
herkes kendi alanlarındaki bir sorun ya da noksanlığın başka alanları da
etkileyen bir “zincirleme etkisinin” olabileceğini anlamalıdır.
Çalışma merkezlerinin denetimlerinde ortaya çıkarılan kalite ve GCP
uyumu sorunlarının araştırıcıya/kuruma yeterince iletilmemesi sorunların
tekrarına yol açmaktadır. Ama bu, grupların geçmişteki hatalardan ders
çıkarmalarını ve GCP’ye tam olarak uymak için çaba göstermelerini sağlanmalı.
Audit bulgularının uyumsuzluk sorunlarının anlaşılması için objektif olarak
gözden geçirilmesi ve onlardan ders alınması gerekmektedir.
KAYNAKLAR
1. Crossland NJ. Missed Opportunity. Good Clinical Practice Journal 1999; 6 (2):
17.
2. International Conference on Harmonisation / Good Clinical Practice (ICH/ GCP)
İyi Klinik Uygulamaları Kılavuzu 1996 - CPMP/ICH/135/95.
3. Bohaychuk W and Ball G. Conducting GCP-Compliant Clinical Research.
4. No new excuses for old inspection problems. CQA Advisor, Issue 36, 1999.
5. Guidance for Industry: Computerised Systems Used In Clinical Trials, FDA,
April 1999.
Türk Farmakoloji Derneği Klinik Farmakoloji Çalışma Grubu' nun Yeni Dönemde Planladığı Faaliyetler
Doç. Dr. Ahmet
AKICI
Türk Farmakoloji Derneği Klinik
Farmakoloji Çalışma Grubu Yürütme Kurulu Başkanı
Değerli
Meslektaşlarım,
Türk Farmakoloji Derneği (TFD) bünyesinde faaliyet gösteren ve onuncu kuruluş
yılını geride bırakmış olan Klinik Farmakoloji Çalışma Grubu (KFÇG),
kuruluşundan günümüze kadar ülkemiz koşullarında klinik farmakolojinin
yaşatılması ve geliştirilmesi için misyon edindiği bir çok görevi başarıyla
yerine getirmeye çalışmıştır. Bilindiği üzere Çalışma Grubumuz tüm
faaliyetlerini, TFD Yönetim Kurulu’nun kendi görev süreleriyle eşzamanlı dönem
için başvuran KFÇG adayları arasından atadıkları 5 kişilik Yürütme Kurulu (YK)
yoluyla sürdürmektedir. TFD Yönetim Kurulu Şubat 2010’da yapmış olduğu
toplantıda önümüzdeki iki yıllık dönemde KFÇG-YK’nda görev alacak yeni üyeleri
belirlemiştir. Bizleri bu göreve layık görmelerinden ötürü Prof. Dr. Öner Süzer
Başkanlığındaki tüm TFD Yönetim Kurulu Üyelerine teşekkür ediyorum. Yeni Yürütme
Kurulumuz 2 Mart 2010 tarihinde ilk toplantısını yapmış ve aşağıdaki görev
dağılımını gerçekleştirmiştir.
KFÇG-YK Başkanlığına Doç. Dr.
Ahmet Akıcı (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi T. Farmakoloji Ab.D.), YK
Başkan Yardımcılığına Prof. Dr. Zafer Güney (Gazi Üniversitesi Tıp
Fakültesi T. Farmakoloji Ab.D.), YK Sekreterliğine Uzm. Dr. Yusuf Cem Kaplan
(İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi), YK Üyeliklerine Doç. Dr. Ümit
Yaşar (Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi T. Farmakoloji Ab.D.) ve Uzm.Dr.
Sabahat Köseoğlu (Medikal Direktör, Bayer Türk Kimya San. Ltd. Şti.)
getirilmiştir. Bu toplantıda kararlaştırılan bir diğer önemli görev değişimi de
KFÇG e-Bülten Editörler Kurulu’nda yaşanmıştır. Yeni dönemde Prof. Dr. Ayşe
Gelal’ in Baş Editör, Prof. Dr. Şule Oktay’ ın Bilimsel Editör,
Uzm. Dr. Ümit Uğurlu’ nun ise İdari Editör olarak görevlendirilmesi
kararlaştırılmıştır.
Geçen sürede ikişer yıllık çalışma dönemlerinde görev almış olan KFÇG-YK Üyesi tüm değerli Hocalarımı ve Sevgili Arkadaşlarımı saygı ve şükranla anıyorum. Çalışma Grubumuzun ve YK’nun kuruluşunda görev almış olan ve yakın zamanda ebediyete uğurlamış olduğumuz Prof. Dr. M. Oğuz Güç Hocamızı rahmet ve özlemle anıyorum. Bu vesile ile 1999 yılında KFÇG’nin kuruluşu sırasında büyük emeği olan başta KFÇG-YK’nun Kurucu Başkanlığını yapmış olan Prof. Dr. İsmail Hakkı Ayhan Hocamıza ve bu dönemin TFD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meral Tuncer Hocamıza, takiben bu görevi üstlenen Prof. Dr. Mehmet Melli Hocamıza ve bu dönemlerde görev almış tüm Yönetim Kurulu Üyelerine KFÇG faaliyetlerine gösterdikleri teveccüh ve katkılarından dolayı sonsuz teşekkür ediyorum. Bu fasılda çok özel teşekkür etmem gereken iki kişiden daha burada bahsetmeliyim. KFÇG-YK’nun kurucusu çekirdek ekipte yer alarak, daha sonra da YK Başkanlığını üstlenerek önemli faaliyetlere imza atmış olan ve KFÇG e-Bülten Baş Editörlüğünü başarıyla yürütmüş, birçok konuda olduğu gibi bu görevlerinde de bizlere örnek olmayı sürdürmüş olan Hocam Prof. Dr. Şule Oktay’a ve Şule Hocamın bıraktığı bu iki görevi devralmış olan Prof. Dr. Ayşe Gelal’e en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgili Ayşe Hocam, bu görevlerinden ilkini bizlere başarıyla teslim etmiş, ikincisini de yeni devralmıştır. e-Bültenimizin çıtasını kısa sürede daha da yükseklere çıkaracağından eminim. Her iki değerli Hocamla da KFÇG içerisinde çok değişik görevlerde birlikte keyifle çalışma şansını yakaladım. Önümüzdeki dönemde de kendileri ile gerek KFÇG’nun yeni faaliyetlerinde, gerekse e-Bültenimizin gelecek sayılarını üretmede İdari Editörümüz Uzm. Dr. Ümit Uğurlu ve diğer teknik ekibiyle birlikte uyum içinde çalışacağımızdan eminim.
Görev değişimlerine denk gelen dönemlerde kaleme alınan yazılarda anma/teşekkür faslının uzun tutulduğu gibi bir kanı kimi okuyucularımızın aklına gelebilir. Bunun kadirşinaslığın gereği olduğu kadar, ortaya çıkan oluşumları doğru değerlendirmenin ve geleceği daha rasyonel şekillendirebilmenin de gereği olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla, bu nevi oluşumların tarihçelerinden haberdar olmak değerlidir. KFÇG’nun tarihçesine merak duyanlar bu bilgiyi, KFÇG web sayfasında http://www.tfd.org.tr/kfcg/tarihce.htm Prof. Dr. Meral Tuncer Hocamızın kaleminden çıkan enfes yazıda bulabilirler. Bu yazıyı okuduğumuzda kuruluşuna ön ayak olmuş birisinin, bu oluşumu nasıl dikkatle gözlemlediği daha iyi anlaşılacaktır. Tabi bu tespit, bilhassa KFÇG idarecileri olan bizler için çok kıymetlidir. Tecrübe ve dikkat sahibi usta gözlerin bizlerin faaliyetlerini özenle izlediklerini bilmek, çalışma şevk ve disiplinimizi artırmalıdır.
KFÇG-YK olarak görev üstlendiğimiz bu dönemde ülkemizde klinik farmakolojinin hak ettiği yere ulaşması için her alanda azami gayret sarf etmeye çalışacağız. Bunun için ilk YK toplantımızda mevcut durumu, bugünlere gelişimizi ve gelecek planlarımızı ayrıntılı değerlendirme imkanı bulduk. Bu çerçevede ana başlıklarını aşağıda sıralayabileceğim konularda faaliyetlerimizi yoğunlaştırmayı planladık. Planlanan bu faaliyetler ile ilgili KFÇG –YK’nun ilk kararları, bu yazının kaleme alındığı sırada henüz TFD Yönetim Kurulu’ndan onaylanma sürecini tamamlamadığı için, burada sadece KFÇG-YK’nın durum tespiti ve planladıkları faaliyetlere ilişkin yaklaşımlarımız ve kendi izlenimlerim üzerinde durulacaktır. Onay aşamasını takiben KFÇG-YK’nun eski kararlarında olduğu gibi bu ve bundan sonraki kararlarımızı da KFÇG web sayfasına http://www.tfd.org.tr/kfcg/yonetim.htm koymaya özen göstereceğiz. Arzu eden okuyucularımız, bu adresten kararlarımızın tüm detaylarına rahatlıkla ulaşabilirler.
• Bu
dönemde KFÇG üye sayısının, üyeler arası işbirliğinin ve iletişimin arttırılması
planlanmaktadır. 600 civarında aktif üyesi olan bir Derneğin bünyesinde
faaliyetlerini sürdüren Çalışma Grubunun geçen 10 yılda kayıtlı üye sayısın
azlığına vurgu yapılmıştır (halen 53 kişi). Bundan çok daha önemlisi, mevcut
üyelerin sürdürülen faaliyetlere ilgisinin artırılmasına ihtiyaç bulunduğu
üzerinde durulmuştur. Bu hedefe yönelik olarak KFÇG’nun hali hazırdaki üye
profilini saptamak, üyelerin güncel beklentilerini öğrenmek ve ilgilerini
artırmak için bir takım girişimler planlanmaktadır.
• Klinik farmakolojinin uğraş alanları, ilgi duyanların eğitimi,
mensuplarının donanımı, evrensel boyuttaki gelişim süreci, ülkemizde bir bilim
dalı olarak kabul edilip edilemeyeceği gibi konuların daha somut çerçevede ve
konunun doğrudan muhatabı olan çevrelerce doğru zeminde ivedilikle tartışılması
ve konuyla ilgili somut adımların atılması yönünde girişimlere ihtiyaç duyulduğu
görülmektedir. YK kendi görev süresince bu konuya öncelikli yaklaşmaya çalışacak
ve imkanlarının elverdiği ölçülerde bu ihtiyacı karşılamaya yönelik faaliyetler
içinde olmaya çaba sarf edecektir. Şüphesiz bu faaliyetlerin önemli bir ayağını
da bu konuda KFÇG e-Bülten ekibinin başlatmış olduğu yazı dizileri
oluşturacaktır.
• YK üyelerimizin hemfikir oldukları konuların başında, klinik farmakolojinin
nihai hedefinin “akılcı ilaç kullanımını (AİK) her yönüyle tesis etmek” olduğu
görüşüne katılmak gelmektedir. Konulara panaromik bakıldığında, klinik
farmakolojinin tüm uğraş alanlarının bu hedefi yerine getirmek için değişik
pencerelerden faaliyetlerini sürdürdükleri görülebilir. Şüphesiz, tüm uğraş
alanlarının bu hedefi yakalamaya yönelik olarak bulundukları yerler,
birbirlerine ve nihai hedefe eşit mesafede değildir. Doğası gereği bazı klinik
farmakoloji çalışma alanları AİK hedefine görece uzak bir menzilde bulunabilir.
Bu durum, AİK’nı hayata geçirmede onların daha az önemli olduklarına işaret
sayılmaz. Erken faz klinik ilaç araştırmaları buna örnek olarak gösterilebilir.
Bunların AİK’a katkılarının nispeten uzun bir zaman sonra oluşacak olması,
AİK’nın tesisindeki önemlerini azaltmaz. Klinik farmakolojinin en temel uğraş
alanının hemen her fazdaki klinik araştırmalar olduğu kuşku götürmeyen bir
gerçektir. Nitekim bu konuda YK’nun yapmayı planladığı önemli faaliyetler
bulunduğuna sonraki maddelerde değinilmiştir. Meselenin bir de yukarıda
özetlenenin tam tersi yönünde savunucuları bulunmaktadır. Yani sadece “klinik
araştırmalar merkezli” bir klinik farmakoloji anlayışı ve bunun dışındaki rutin
faaliyetler ile AİK’a katkı aktivitelerini klinik farmakolojinin dışında tutma
eğilimi gibi. Bu eğilimin radikal ölçekte savunulması halinde, başta rasyonel
farmakoterapi etkinlikleri, terapötik ilaç düzeyi izlemi, farmakogenetik
analizler olmak üzere birçok faaliyetin klinik farmakoloji uğraş alanının dışına
itilmesi durumu yaşanabilmektedir. Aslında tüm bu yaklaşımları savunanların her
birinin hatırı sayılır, makul gerekçelerinin bulunduğu söylenebilir. Ancak her
birinin, savunduğu alanın dışında bıraktıklarının, klinik farmakolojiyi
kısırlaştırma potansiyeli taşıdığı unutulmamalıdır. Dolayısıyla konsensüse
varılması kaydıyla, evrensel ölçekte makul gerekçelerle klinik farmakoloji
çalışma alanlarının dışında tutulması istenen gri alandaki bazı konular dışında,
klinik farmakoloji uğraş alanlarının daraltılması yönündeki yaklaşımların
“klinik farmakoloji pastasını büyütme, etki gücünü artırma” yönündeki yaklaşıma
ters düşeceği inancını taşımaktayım.
• Rasyonel farmakoterapi eğitimlerinin her düzeyde
yaygınlaştırılması faaliyetleri KFÇG-YK’nun yeni dönemde üzerinde hassasiyetle
durduğu konulardan birisi olacaktır. AİK tesis etme sürecinin tam orta
noktasında yerleşmiş olan bu konuda 1993 yılında Hollanda Groningen’de başlayan
daha sonra 1996 yılında ülkemize getirilen ve o yıllarda ilk olarak Tıp
Fakültelerinde mezuniyet öncesi eğitimde daha sonra da Dünya Sağlık Örgütü ve
Sağlık Bakanlığı’nın işbirliği ve desteği ile mezuniyet sonrası tıp eğitiminde
hayata geçirilen eğitim faaliyetleri hekim adaylarına/hekimlere geçmişte
başarıyla verilmişti. Bu konuda sevindirici bir gelişme de 2006 yılında dönemin
KFÇG-YK tarafından yapılan bir anket araştırması ile ülkemizdeki tıp fakülteleri
farmakoloji anabilim dallarının rasyonel farmakoterapi eğitici eğitiminde
geldiği noktayı irdeleyen araştırma makalesinin Tıp Eğitimi Dünyası Dergisi’nde
yayımlanmak üzere kabul edilmiş olmasıdır (Makale adı: Akılcı ilaç kullanımı
eğitimi uygulama sürecinde Türkiye’deki tıp fakültelerinde farmakoloji anabilim
dallarının durumunun incelenmesi. Yazarlar: Akıcı A, Gelal A, Erenmemişoğlu A,
Melli M, Babaoğlu M, Oktay Ş. Tıp Eğitimi Dünyası. Kabul edildiği tarih: 18
Şubat 2010, Baskıda). Bu yazıda da dikkat çekildiği gibi, rasyonel
farmakoterapi eğitici eğitimlerinin hedef kitlenin isabetli seçilmesi koşuluyla
yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu, KFÇG-YK’nun da önemsediği ve
geliştirmesi yönünde çaba sarf edeceği öncelikli konulardan birisi olacaktır. Bu
konuda hedef kitleyi oluşturan gruplarda AİK odaklı eğitim ve araştırma
faaliyetlerinin artarak sürdürülmesine gayret sarf edilecektir. Öte yandan bir
önceki KFÇG-YK’nun planlamış olduğu ancak henüz hayata geçirilememiş olan
“Akılcı İlaç Kullanımı Eğitici Eğitimine Yönelik Temel Eğitim Dosyası”nın
ivedilikle oluşturulması yönünde de KFÇG-YK özel çaba sarf edecektir.
• Merkezi otorite, etik kurullar, ilaç endüstrisi, araştırma
geliştirme merkezleri, sözleşmeli araştırma kuruluşları ve akademide değişik
rollerde klinik araştırmalarda görev yapan çok sayıda farmakolog bulunmaktadır.
Bu istihdamın gereği gibi sürdürülebilmesi ve geliştirilmesi için, klinik
farmakolojinin bu çok özel ve istihdamı çok zengin alanında farmakologların
yeterli donanıma sahip olması hayati önemdedir. KFÇG-YK görev süresi içerisinde
bu konuya özel önem verecektir. Bu konuda üyelerimizin önemli bir bölümünün
sahip olduğu ulusal ve uluslar arası deneyimin diğer üyelerimize aktarılmasına
çalışılacak, ulusal mevzuat hazırlığı vb. alt yapı faaliyetlerine destek
olunacak, konunun diğer muhatapları ile ilişkiler kurumsal ölçekte
geliştirilmeye çalışılacaktır. Buna benzer yaklaşımların farmakogenetik,
farmakovijilans, farmakoepidemiyoloji, farmakoekonomi vb. klinik farmakoloji
konularında da sürdürülmesine gayret sarf edilecektir.
• Terapötik ilaç düzeyi izlemi ve ilaç/madde bağımlılığı konularında analizler
gibi hem KFÇG’yi hem de TFD’nin bir diğer çalışma grubu olan Klinik Toksikoloji
Çalışma Grubu’nu (KTÇG) yakından ilgilendiren konularda KTÇG ile yakın
işbirliğinin sürdürülmesine çalışılacaktır. Bu alanda geri ödeme sistemlerinin
uygulamalarından, üyelerimizin karşılaştığı sorunların saptanmasına, haklarının
korunmasına ve eğitim faaliyetleri yapılmasına kadar birçok konuda ortak
yaklaşımların oluşturulmasına ve sürdürülmesine çalışılacaktır.
• Kamuoyunda çeşitli platformlarda zaman zaman ilaçlar ile ilgili
tartışmalar yapılmaktadır. Maalesef bu tartışmaların bazen hastalara yarardan
çok zarar verdiği, konunun muhataplarında bilgi kirliliğine yol açtığı, yanlış
uygulamalara yol açtığı, ilaca ve modern tıbba olan güvenin zedelendiği yönünde
ciddi kaygılar oluşmaktadır. KFÇG’nun misyonu içerisinde kalarak ve bu tür
olumsuzlukların bir parçası olmamaya özel dikkat göstermek kaydıyla,
hastaları/toplumu/ilgili kamuoyunu ilaçların klinik farmakolojisiyle ilgili
olarak ihtiyaç duyulan konularda bilgilendirmek de KFÇG’nin faaliyetleri
arasında bulunmaktadır. Bu faaliyetlerini gerek KFÇG web sayfası ve/veya
e-Bültende aracılığıyla gerekse sempozyum, panel vb. toplantılar yada doğrudan
yazılı ve görsel kitle iletişim araçlarının kullanımı aracılığıyla yapmaya özen
gösterecektir.
Sonuç olarak bu yazıda kısaca betimlenen bu faaliyetler konusunda tüm
okuyucuların KFÇG-YK ile yakın işbirliği içerisine girmesi ve bizlere yardımcı
olması beklenmektedir. Öte yandan klinik farmakolojinin uğraş alanları, sadece
bu yazıda adı geçenlerle sınırlı değildir. Bu dönemde KFÇG-YK’nun öncelikle
eğilmek istediği faaliyetlere bu yazıda yer verilmiştir. Tüm bu planlamaların
ancak sizlerin aktif katılımı ve desteğiyle hayata geçirilebileceğinin altı bir
kez daha çizilmelidir. Bunu başardığımız ölçüde, ülkemizdeki ve tüm dünyadaki
klinik farmakoloji pastasının büyütülmesine önemli oranda katkı sunabileceğimizi
umuyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.
Ekler
| Türk Farmakoloji Derneği | Türk Farmakoloji Derneği - KFÇG | 1024*768 | IE 5+ |
