|
Baş Editör: Prof. Dr. Şule Oktay sule.oktay@kappa-crt.com.tr |
Teknik Editör: Doç. Dr. Zafer Güney zguney@gazi.edu.tr |
Bilimsel Editör: Doç. Dr. Ahmet Akıcı ahakici@yahoo.com |
İdari Editör: Uzm. Dr. Ümit Uğurlu umitugurlu@gmail.com |
GELECEĞİN POLİMERLERİ: ÇEVRESEL FAKTÖRLERE DUYARLI AKILLI POLİMERLER
Araş. Gör. İpek Özcan, Prof. Dr. Özgen Özer
Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Teknoloji ABD
Polimerler, en basit tanımı ile çok sayıda aynı veya farklı atomların kimyasal
bağlarla, az veya çok düzenli bir biçimde bağlanarak oluşturduğu uzun zincirli,
başka bir ifade ile yüksek molekül ağırlıklı bileşiklerdir. Polimerler
genellikle çok sayıda tekrarlanan “mer” veya “monomer” denilen basit birimlerden
oluşur. Bu monomerlerin en basiti “CH2-CH2 (Etilen)” dir. Tek bir polimer
zincirinde binlerce ya da milyonlarca monomer bulunur. Polimer zincirini
oluşturan monomerlerin özellikleri ve zincirlerin birbirleri ile olan
etkileşimleri, polimer özelliklerinde belirleyici rol oynamaktadır. Genellikle
polimer denince ilk akla organik polimerler gelmesine rağmen, inorganik
polimerler de oldukça yaygındır. Polimer zincirleri doğrusal yani lineer
olabildiği gibi dallanmış yapıda da olabilir, bu durumda ana zincirden yan
dallar ayrılmaktadır. Yan dallar başka ana zincirlere bağlanıyorsa oluşan
polimerlere çapraz bağlı polimerler denir ki, günümüzde kullanılan polimerlerin
yarıya yakını çapraz bağlı yapıdadır. Çapraz bağlı polimerler hiç bir solventte
çözünmezler ancak sıvıları emerek şişerler. Eğer çapraz bağlı polimerler su
ortamında şişerse buna jel veya hidrojel adı verilir. Hidrojeller nötral,
anyonik ve katyonik olarak sınıflandırılabilirler [1].
Selüloz, nişasta, jelatin, kolajen, kauçuk vb. doğal polimerler, sentetik
polimerlerde olduğu gibi, basit tekrarlanan birimler içerirler. Doğal
polimerlerin bazıları farklı yapıda değişik birimlerin bir araya gelmesiyle
oluşurlar ve bunlar “biyopolimerler” olarak adlandırılırlar. Yaşamla ilgili
birçok önemli faaliyetin yürütülmesinde rol alan, nükleik asitler (DNA, RNA) ve
enzimler bu tür biyopolimerlere örnektir. Bu karmaşık yapıdaki, yüksek molekül
ağırlıklı bileşikler çoğu zaman daha uygun bir sözcük olan “makromoleküller”
olarak adlandırılmaktadır. Doğal polimerlerin geliştirilmesiyle elde edilen
polimerlere yarı sentetik polimerler denir.
Yüksek molekül ağırlıklı bileşiklerin, yani makromoleküllerin varlığı ilk olarak
20’li yıllarda Hermann Staudinger tarafından öne sürülmüş ve geçen 80 sene
içinde polimerler günlük yaşamımızın hemen her safhasında kullanılır hale
gelmiştir. Bugün dünyada üretilen polimerlerin yaklaşık %30’u her sene inşaat
mühendisliği ve yapı endüstrisinde kullanılmaktadır. Polimerlerin başlıca
avantajları, hafif oluşları, korozyona karşı dayanıklı oluşları ve kolay
işlenebilirlikleridir. Yapı malzemeleri olarak da polimerlerin çok büyük bir
önemi vardır.
Eczacılıkta ise polimerler, özellikle kontrollü salım sağlayan preparatların
hazırlanmasında kullanılmaktadır. Kullanılacak polimerlerin seçiminde preparatın
kullanılış yolu (oral, nazal, bukal, oküler, rektal, vajinal, enjeksiyon,
transdermal), etkin maddenin cinsi, dozu ve kullanım süresi dikkate alınır [2,
3].
Sağlık ve mühendislik bilimlerinde klasik anlayış olan; kullanılan polimerlerin
kullanım süresince mümkün olduğu kadar özelliklerini değiştirmemesi kavramı
yavaş yavaş değişmekte, bunun yerine polimerlerin kullanım sırasında amaca uygun
değişimlere uğramaları istenmektedir. Çevreden gelen uyarılara özelliklerini
veya şeklini değiştirerek cevap veren polimerler “ortam şartları ile mücadele
etmek” yerine “ortam şartlarına uyum göstermekte ve çevresel uyarılara cevap
vermektedir”. Örneğin mühendislikte, sahip oldukları üstün özellikleri nedeniyle
polimerlerin akıllı malzeme olarak kullanılması üzerinde çok yoğun çalışmalar
yapılmaktadır. Nano ölçekte bir metal yay olarak göz önüne alınabilecek olan
polimer zincirleri yaydan farklı olarak, sadece bir kuvvet etkisi ile değil
çeşitli dış uyarılarla boyutlarını değişebilmektedir. Örneğin bu polimer
zincirleri, ortam sıcaklığının çok az bir değişimi ile aniden ve çok büyük boyut
değişikliği gösterebilmektedirler.
Son zamanlarda, sağlık alanında çevre faktörlerinden etkilenen polimerlerin
hazırlanması ve özelliklerinin belirlenmesi ile ilgili birçok çalışma
yapılmaktadır. Özellikle ilacın yapısına, etki etmesi istenen bölgeye ve hatta
etki süresine uygun yeni polimerler geliştirilmekte ve bu polimerler “tailor
made”, “intelligent polymers” (“terzi yapımı”, “akıllı polimerler”) veya
“fonksiyonel polimerler” olarak adlandırılmaktadır [4]. Uyarılara hassas olan bu
polimerler bulundukları ortamın değişen şartlarına uygun cevap verirler.
Örneğin, çevre faktörlerinden etkilenerek şişme özellikleri değişen hidrojeller
bu gruptandır. Kan pıhtısı da fibrinojen monomerinin, enzimlerin yol açtığı bir
seri tepkimeyle polimerleşmesi sonucu oluşan tipik biyolojik jellerdendir.
Midedeki epitel hücreleri son derece asidik olan mide özsuyundan jeller
sayesinde korunurlar. Bu biyolojik sistemlerden yola çıkarak çeşitli polimerik
jeller hazırlanmaya başlanmıştır. Bunlarla ilgili çeşitli çevre koşullarında (pH,
sıcaklık, çözelti derişimi, çözücü, ışık, UV radyasyonu, elektrik alan değişimi,
manyetik alan değişimi, toksinlerin varlığı) şişerek ya da büzüşerek tepki veren
akıllı jeller üzerine yeni araştırmalar yapılmaktadır [5, 6]. Akıllı
polimerlerin ortam koşulları ve duyarlılıkları açısından değerlendirilmeleri
aşağıdaki başlıklar altında incelenecektir;
pH Etkisi:
Polimerler, zincirlerine takılı asit ve bazik özellikteki gruplarından dolayı iyonik yapı gösterirler. Uygun pH’ya sahip sulu ortamda, bağlı gruplarının iyonizasyonu sonucu elektrostatik itme oluşur ve jel su alarak şişer. En fazla kullanılan pH’ya hassas hidrojeller: poli(akrilik asit) (PAA), poli(metakrilik asit) (PMAA), poli(dietilaminoetilmetakrilat) (PDEAMA), poli(dimetilaminoetil metakrilat) (PDMAEMA) ve bunların kopolimerleridir [7].
İlaçları asidik haldeki mide ortamından korumak için akıllı jellerden
yararlanılır. Bu jel düşük pH’da (pH:1-2) büzüşmekte yani mideden etkilenmeden
geçmekte, bağırsaklarda ise (pH>7) şişerek iyonize hale gelmektedir (Şekil 1).
Böylece içerisindeki ilacı uygun koşullarda salmaktadır.
![]() |
![]() |
| Asidik pH | Nötral pH |
| Şekil 1. Hidrojelin farklı ortam pH’larında değişiklik göstermesi | |
Bu tip hidrojeller protein salımı için çok uygun bulunmuştur. Özellikle şeker hastalığının tedavisinde kullanılan insülinle başarılı sonuçlar alınmıştır. Bunun için hazırlanan jel, insülin içeren bir rezervuar ve bunun etrafını çevreleyen PMAA – polietilen glikol (PEG) zardan oluşur. Bu kopolimer zarın içinde glukoz oksidaz enzimi hapsedilmiş durumdadır. Zar gözenekli bir yapıya sahiptir ve üzerinde açıklıklar (moleküler kapılar) vardır. Yüksek pH değerlerinde (örneğin normal vücut pH’ı 7,4) jel genleşerek kapılar kapanır. Kandaki şeker (glukoz) seviyesi yükseldiğinde zarda hapsedilmiş glukoz oksidaz enzimi glukoz ile reaksiyona girerek pH’ın 4’e düşmesine neden olur. Bu düşük pH’da jel büzüşerek kapılar açılır ve insülin salımı gerçekleşir.
Ayrıca, balon tedavisinde kalp
damarları içine takılan stentlerin yüzeyine son yıllarda ilaç içeren jeller
kaplanmakta ve jelin bu pH’da ilacı uzun bir sürede (6 ay) kalp damarına vermesi
sağlanmaktadır.
Sıcaklığın Etkisi:
Bulundukları ortamın sıcaklığının değişmesi hidrojellerin hacim-faz değişmelerine neden olur. Bu sıcaklıkta görülen hacim değişimi, polimer zincirinin bileşenlerine ve hidrojelin iyonizasyon derecesine bağlı olarak geri dönüşümlüdür. Sıcaklığa duyarlı jeller genellikle akrilamit ve metakrilamit türevlerinden meydana gelir. Lineer ve çapraz bağlı ısıya duyarlı hidrojeller suyla tek bir faz oluştururlar. Düşük sıcaklıkta şişerler ve kritik bir sıcaklığın üzerinde ayrı bir faz oluşturmak için değişirler [8].
Üzerinde çalışılan en önemli polimerler; poli (N-izopropilakrilamit) (PNIPAM) ve
poli(vinilmetileter) (PVME)’dir. Bu polimerlerin en önemli özellikleri diğer
materyallerin aksine sıcaklık artışı ile büzüşmesidir. PNIPAM, 34°C civarında
büzülmeye başlar ve sıcaklık belli bir değerin üstüne çıktığında faz ayrımı
meydana gelir. Bu hacimsel faz geçişinin gerçekleştiği sınır sıcaklık değerine,
en düşük kritik çözelti sıcaklığı (lower critical solution temperature, LCTS)
adı verilir. Bu sıcaklığın altında polimer zincirleri genleşerek polimer suda
çözünürken, üstünde ise polimer çözünmez. Bu polimerlerin sıcaklık değişimlerine
karşı gösterdikleri şişme ve büzüşme tepkileri geri dönüşümlüdür (Şekil 2).
Şekil 2. Hidrojelin
sıcaklık değişimine göre farklılık göstermesi
Tıp alanındaki en önemli kullanım alanlarından biri de kontrollü ilaç salımıdır. Burada önemli olan, ilaçların gerekli organlara istenilen dozlarda ve belli sürede verilmesidir. Son yıllarda ilaçları sabit hızda salmak için polimerik yapılar kullanılmaktadır. Akıllı jeller, bu sistemlerin geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadırlar. Bu jeller, vücut içindeki şartlara duyarlı olduklarından, ilacın salım hızını değiştirerek kandaki ilaç seviyesini uygun düzeyde tutabilecek özelliklere sahiptirler. Sıcaklığa duyarlı jellerin kullanımıyla, ilaç molekülleri jel örgüsünde hapsedilebilir ve sıcaklıktaki değişime uygun olarak ortama salınabilir. Örneğin; hidrofilik ilaç molekülleri, PNIPAM kullanıldığında 25 °C’de jel yapı içerisine dağılırlar. Bu ilaç yüklü jel vücut sıcaklığında büzüşür ve ilaçla birlikte su jelden ayrılır. Hidrofobik ilaçlar ise LCTS’nin üzerinde jel yapısında hapsedilir ve LCTS’nin altındaki sıcaklıklarda da dış ortama salınırlar [9].
Yapılan çalışmalarda PNIPAM ve akrilik asitin değişik oranlarda karışımları ile
molekül ağırlıkları 49000 ile 3 milyon arası olan pH-/sıcaklığa hassas
termopolimerler oluşturulmuş ve bunlardan boncuklar hazırlanmıştır. Molekül
ağırlığını değiştirerek boncukların fiziksel özelliklerinin, örneğin çözünme ve
şişme davranışlarının değiştirilebileceği bildirilmiştir. Boncukların sıcaklık
değişimine bağlı olarak iki antitrombik maddenin (heparin ve streptokinaz)
salımını kontrol edebilme yeteneklerine sahip oldukları görülmüştür [10]. Ayrıca
Serres ve arkadaşları, kalsitonin salımı için benzer tipteki hidrojellerle
mikroboncuk şeklinde formülasyonlar hazırlanmışlar ve sıcaklığa hassas bu
polimerler ile ilaç salımının kontrol edilebileceğini bulmuşlardır [11].
Son yıllarda akıllı polimerler kullanılarak göz ilaçlarının kontrollü salımının
sağlanması konusunda da çalışmalar yapılmıştır [12, 13]. Akrilamit türevi
polimerlerle hazırlanan formülasyonlar, ilaç salınımında kullanılmakta olup,
sıcaklığa duyarlı olmasının yanı sıra biyolojik dokulara yapışma ve kayma
kuvvetlerine karşı hassas olabilme özelliklerine de sahiptir. Normal göz
damlaları gözyaşı tarafından seyrelerek akar. Ancak bu formülasyonlar göze
sıkıldığında, vücut sıcaklığı ile birlikte viskoz bir hale gelir ve kaymaya
hassaslığından dolayı göz her kırpılışında sıvı hale gelerek jelin bütün göze
eşit bir şekilde dağılmasını sağlar. Böylelikle içerisine yüklenen ilacı uzun
bir sürede, yavaş yavaş göze salar.
Ayrıca, “Jel el” diye geliştirilen
bir sistem sıcaklık değişimi ile nesneleri tutmak amacıyla kullanılan bir tür
mikro cımbız olup, sıcaklığa duyarlı akıllı polimerlerin kullanım alanı olarak
ilgi çeken bir örnektir.
İyonik Gücün Etkisi:
İyonize olabilen grup (karboksilik asit veya amin) içeren hidrojeller iyonik güce duyarlıdırlar. Grupların iyonize olması sonucu ortaya çıkan elektrostatik itme, yapının genişlemesine ve suyun içeri difüzyonuna neden olur. Jelin iyon miktarındaki artış hidrofilik özelliğini etkileyerek jelin daha hızlı şişmesini ve en yüksek denge şişme değerine ulaşmasını sağlar [14].
Manyetik Alanın Etkisi:
Bu tür jeller, oluşturulan manyetik alanın etkisiyle şişip büzülebilen jellerdir. Bu jeller, koloidal haldeki manyetik parçacıkların, çapraz bağlı PNIPAM ve poli(vinil alkol) (PVA) hidrojellerin içine yerleştirilmesiyle oluşur. Jel manyetik alana girdiğinde ısınırken, manyetik alan kaldırıldığında soğuyarak başlangıç haline gelir [15].
Bu jeller, özellikle kontrollü ilaç salımı sağlamak için tasarlanmışlardır. İlaç
salımı için, manyetik alan sağlayan bir bobin kullanılır. Hastanın vücudundaki
jel cihazın üzerine geldiğinde, cihazın düğmesine basılarak manyetik alan
harekete geçirilir. Böylece ısınmanın etkisiyle şişen jel içinden ilaç
salıverilir.
Eletriksel Alanın Etkisi:
Elektro aktif polimerler olarak da adlandırılan bu polimerler, elektrik akımına karşı şekil ve boyutlarını değiştiren materyallerdir. Bu polimerler elektrik akımına kasılma ile cevap verirler ve hareket üreten yapay kas olarak kullanılırlar. Stanford Araştırma Enstitüsü’nde bu tip yeni materyallerin geliştirilmesi ve biyomedikal alanda uygulamaları konusunda araştırmalar devam etmektedir.
Günümüzde elektriksel uyarı ile renk değiştiren jellerin e-dergi ya da e-kitap
yapımında kullanımı araştırılmaktadır.
Bu polimerler kullanılarak ilaç salımı için tasarlanan jeller ise, gözenekli bir
zar (membran) içinde hazırlanırlar ve elektrik akımına tabi tutulurlar. Akım
orta değerlerde tutularak gözenek boyutu kontrol edilebilmektedir. Jel
büzüştüğünde, zardaki gözenekler zorunlu olarak genişleyerek sıvıların ve
çözünmüş moleküllerin zardan geçişine izin verirler. Jel şiştiği zaman ise
gözenekler tıkanır ve sonunda akış durur. Böylelikle hangi akım değerlerinde
hangi moleküllerin zardan geçebileceğinin tayini mümkün olmaktadır. Özellikle bu
tür sistemler, farklı boyuttaki molekülleri içeren karışımların ve seyreltik
sulu çözeltilerde büyük moleküllerin ayrılmasında kullanılırlar [16].
Işık şiddeti ve radyasyon Etkisi:
Polimerler, ışık şiddeti ve radyasyon etkenlerine karşı da hızlı ve tersinir olarak, fiziksel özelliklerinde görünür değişiklikler ile cevap verirler. Işığın dalga boyuna göre “cis” ya da “trans” formlarını alırlar. Ana zincirde azobenzen kromofor grubu içeren polimerler de radyasyonun etkisiyle izomerlerine ayrışırlar. Böylece; çökme/çözünme, yüzey özelliklerinde değişmeler (örneğin suyla ıslatılabilirliğinde), boyut değiştirme (şişme veya büzülme) sonucunda ilacı salıverirler [17].
Antijen-antikor kompleksine bağlı değişimin etkisi:
Hidrofilik polimer yapıya, bir antijen ve onun antikoru graft edilirse, antijenin antikora bağlanması, polimer yapıda fazladan bir çapraz bağlanma sağlar. Etkin madde yüklenmiş ve yapısında antijen-antikor içeren polimer, aynı antijeni serbest olarak içeren bir çözelti ile temas ettiğinde, serbest antijen polimer yapıdaki antikora bağlı antijenle yer değiştirir. Sonuç olarak polimer yapının bağlarında değişim olur, polimer gevşer ve şişer. Böylece istenilen etkin madde salınabilir [18].
Özellikle son 10 yıldaki gelişmeler sayesinde nanoteknoloji, hem bilim hem de
sağlık açısından 21. yüzyılın teknolojisi olarak kabul edilmektedir. Son
yıllarda yapılan çalışmalarda nanoteknoloji ve akıllı polimerler bir araya
getirilerek, nano boyutta ilaç taşıyıcı sistemler tasarlanmıştır. Kullanılan
polimerlerin çevreye duyarlı olması sayesinde ilacın nanotaşıyıcıdan çıkış
hızının arttırılabileceği, kontrollü ilaç salımı sağlanabileceği ve ilacın
istenen doku veya organa hedeflendirilebileceği bulunmuştur [19]. Örneğin
yapılan bir çalışmada, antineoplastik bir ilaç olan doksorubisin etkin
maddesinin, pH değişikliği ile şişen lipit kaplı nanojel partiküllerinden daha
hızlı şekilde çıkışı sağlanmıştır [20]. Lipaz ve üreaz enzimleri de P(NIPAM)
nanojellerine hapsedilerek, yine partikülün şişme ve büzülme kabiliyeti ile
enzimlerin partikülden dışarı çıkışları sağlanmıştır. Fransız bir grup
araştırmacı (Centre National de la Recherche Scientifique) demir oksit ile
modifiye edilmiş nanopartiküller ile peptit bazlı polimerlerin kombinasyonu
sonucu, manyetik alana ve pH değişimlerine cevap veren nanopartikülleri
geliştirmişlerdir. Ayrıca, akıllı polimerler kullanılarak hazırlanan
nanopartiküllere kan dolaşımındaki spesifik proteinlerin emdirilmesi sonucu
alyuvarları taklit eden nanopartiküllerin tasarlanması üzerine yapılan
çalışmalar, gelecekte bu nanopartiküller ile kanser tedavisine yeni bir yaklaşım
getirmesi bakımından oldukça önem taşımaktadır.
Akıllı materyaller halen gelişme aşamasında olup, gelecek yıllarda yapılan
araştırmalarla 10-20 yıl içinde ticari uygulamaları ile karşımıza çıkmaları
beklenmektedir. 2005 yılında Avustralya’da Wollongong Üniversitesi bünyesinde
kurulan Intelligent Polymer Research Institute (IPRI) bu konuda pek çok
araştırmaya ev sahipliği yapmaktadır. Alman araştırmacı bir grup da, akıllı
polimerlerin cerrahi ameliyatlarda hastaya dikişsiz kapama imkanı sağlamak üzere
kullanılması konusunda çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca, akıllı polimerle
hazırlanmış implant sistemlerin oda sıcaklığından vücut sıcaklığına geçerken
ikinci bir operasyona gerek kalmadan kendi kendine yok olabileceği konusunda
başarılı sonuçlar bulmuşlardır. Günümüzde, kontakt lens ve yapay organların
yapımında da akıllı polimerlerden faydalanılmaktadır.
Yakın zamanda akıllı polimerler kullanılarak renk değiştiren jeller
tasarlanmıştır. Bu jeller, değiştirilme süreleri geldiğinde ya da enfeksiyon
olduğunda renk değiştiren yara bantları olarak kullanılmaktadır. Son kullanma
tarihi geldiğinde renk değiştiren gıda ambalajları da ilgi çeken kullanım
alanlarındandır. Günümüzde polimer kimyası ve genetik alanlardaki çalışmalar,
kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap verebilecek akıllı materyaller sentezlemek
üzerine olmuştur [21].
Gelişen polimer teknolojisi ile, özellikle amaca uygun polimerler sentezlenmesi,
bundan böyle polimer sınıflandırılmasının klasik sınıflandırmalardan farklı
olacağını ve akıllı polimerler olarak bahsedilen bu polimerlerin, gelecek
yıllarda klinikte başarılı sonuçlar getirebileceğini göstermektedir.
REFERANSLAR
1. Concise Polymeric Material Encyclopedia, edited by Joseph C. Salamone,
CRC Press, (1998).
2. Kontrollü Salım Sistemleri, Editör Ayla Z.Gürsoy, Kontrollü Salım Sitemleri
Derneği yayını, İstanbul (2002).
3. Pillai O., Panchagnula R., “Polymers in drug delivery”, Current Opinion in
Chemical Biology, 5, 447–451 (2001).
4. Peppas N.A., Bures P., Leobandung W., Ichikawa H., “ Hydrogels in
pharmaceutical formulations” European Journal of Pharmaceutics and
Biopharmaceutics, 50, 27-46 (2000).
5. Hoffman A.S., “Intelligent polymers” Polymeric Materials Encyclopedia, Ed:
J.C. Salomone, Boca Raton F.L., CRC, 3282-3292 (1995).
6. Ramkissoon-Ganorkar C., Gutowska A., Liu F., Baudys M., Kim S.W., Polymer
molecular weight alter properties of pH/temperature sensitive polymeric beads,
Pharmaceutical Research, 16, 819-827 (1999).
7. Bell C.L., Peppas N.A., Biomedical membranes from hydrogels and interpolymer
complexes”, Advances in Polymer Science, 122, 126-172 (1995).
8. Smart polymers: Applications in Biotechnology and Biomedicine, CRC Press,
Taylor & Francis Group, edited by Igor Galaev and Bo Mattiasson. 2nd ed. (2007).
9. Hoffman A.S., “Intelligent polymers” Controlled Drug Delivery Challenges and
Strategies, Ed: K. Park, American Chemical Society, Washington, DC, 484-498
(1997).
10. Gutowska A., Bark J.S., Kwon I.C., Bae, Y.H., Cha Y., Kim S.W., “Squeezing
hydrogels for controlled oral drug delivery”. Journal of Controlled Release, 48,
141-148 (1997).
11. Serres A., Baudys M., Kim S.W., “Temperature and pH sensitive polymers for
human calcitonin derivative”, Pharmaceutical Research, 13, 196-201 (1996).
12. Ding, S., “Recent developments in ophthalmic drug delivery”, “Pharmaceutical
Science & Technology Today, 1, 328-335, (1998).
13. Barbu E., Verestiuc L., Nevell T.G., Tsibouklis J., Polymeric materials for
ophthalmic drug delivery: trends and perspectives, Journal of Materials
Chemistry, 16, 3439–3443, (2006).
14. Dinçer S., Türk M., Pişkin E., “Intelligent polymers as nonviral vectors”,
Gene Therapy, 12, 139–145 (2005).
15. Jie C., Guo-Xian Z., Guo-Hua Z., Preparation and characterization of Fe3O4
nanoparticles used in intelligent polymer gels and intelligent polymer gels
drived by magnetic fields, 10, 35-40, (2008).
16. Soppimath K.S., Aminabhavi T.M., Dave A.M., Kumbar S.G., Rudzinski W.E.,
“Stimulus-responsive smart hydrogels as novel drug delivery systems”, Drug
Development and Industrial Pharmacy, 28, 957-974, (2002).
17. Okay O, Macroporous hydrogels from smart polymers, in B. Mattiason and I.
Galaev, eds., Smart Polymers: Application in Biotechnology and Biomedicine, 2nd
edition, pp. 269-299, CRC Press, Taylor and Francis Group, Boca Raton, FL,
(2007).
18. Miyata T., Asami N., Uragami T., “A reversibly antigen-responsive hydrogel”,
Nature, 399, 766-769 (1999).
19. Özcan İ., “Kemiğe Hedeflemek İçin Sentezlenen Biyolojik Parçalanabilen
Polimerler Kullanılarak Hazırlanan Nanopartiküler İlaç Taşıyıcı Sistemlerin
Tasarımı ve İn Vitro – İn Vivo Değerlendirilmesi”, Ege Üniversitesi, Sağlık
Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, İzmir (2008).
20. HanWen S., LianYing Z., XinJun Z., ChunYan K., CunLan Z., SiDe Y.,
“Poly(PEGMA) magnetic nanogels: Preparation via photochemical method,
characterization and application as drug carrier”, Science in China Series B:
Chemistry, 52, 69-75, (2009).
21. Kopecek J., “Smart and genetically engineered biomaterials and drug delivery
systems”, European Journal of Pharmaceutical Sciences, 20, 1-16, (2003).
| Türk Farmakoloji Derneği | Türk Farmakoloji Derneği - KFÇG | 1024*768 | IE 5+ |


